4 Ocak 2013 Cuma

Göz Yanılmaları






Renkler Bizim Gördüklerimiz Gibi mi ?





Yoksa Gerçekten Çok mu Farklı ?







Canlılardaki Solmayan Renklerin Kaynağı Nedir?

Canlılardaki Solmayan Renklerin Kaynağı Nedir?    Renklerin olmadığı bir dünyayı kafamızda canlandırmaya çalıştığımızda, etrafımızdaki renklerin bizim için ne kadar büyük bir nimet olduğunu çok daha iyi anlarız. Üzerinde yaşadığımız bu dünya tepeden tırnağa çeşitli renklerle donatılmış ve süslenmiştir. Yeşil ağaçlardan, mavi sulara, pembe çiçeklerden, kırmızı elmalara hepsi mükemmel bir ahenk içerisindedir. Ancak doğada öyle renkler vardır ki parlak tonları, yanardöner yansımalarıyla bakanların içinde hayranlık uyandırmaktadır. Üstelik bu renkler, pigment (hem gözümüzde hem de nesnelerin genellikle dış yüzeylerinde bulunarak renklerin oluşmasını sağlayan özel molekül) içermemektedir. Bu konuyu anlamak için önce renklerin nasıl oluştuğunu inceleyelim. 

Doğadaki Renkler Nasıl Oluşur? 

Renkleri görebilmemiz için birinci şart ışıktır. Bir cismin üzerine ışık düştüğünde, bu cisim ancak belirli dalga boyundaki ışığı geri yansıtır. Yansıyan bu ışık da gözümüze gelerek bir dizi kompleks işlem sonucunda elektrik sinyallerine dönüşür ve görme sinirleri yardımıyla beyne iletilir. Bu sinyallerin beyinde algılanması sonucunda da renkleri algılarız. 

Renkleri Nasıl Görürüz? 

Boya malzemelerinde de kullanılan pigment adı verilen kimyasal maddeler renkleri belirlemektedir. Pigmentler ışığın belirli dalga boylarını emer, bir kısmını da yansıtırlar. O dalga boyuna karşılık gelen ışığı da renk olarak algılarız. Örneğin yeşil bir elma tüm renkleri emerek sadece yeşili yansıtan pigmentler sayesinde yeşil olarak algılanır. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalara göre bazı canlılarda pigmentler olmadan da renklerin meydana gelebildiği gözlemlenmiştir. Pigmentlerin zamanla kaybolması sonucu renklerin solmasına rağmen bu canlıların parlak renklerini asla kaybetmedikleri ortaya çıkmıştır. Peki bu canlılar pigment kullanmadan bu canlı ve kalıcı renkleri nasıl sergileyebilmektedir? 

Fotonik Yapıların Keşfi 

Fotonik yapılar, ilk Avustralya’da keşfedilmiştir. Bilim adamları, Avustralya Müzesi’nde yer alan bazı kelebeklerin zaman içinde renklerinin solduğunu bazılarınınsa aradan geçen süreye rağmen hala canlı renklerini koruduğunu gözlemlemişlerdir. Bunun üzerine yapılan araştırmalarda ise kelebeklerdeki renklerin kaynağının yalnızca pigment olmadığı “fotonik yapılar” nedeniyle renklerin canlılığını koruduğu tespit edilmiştir. Bu kelebeklerden biri de Morpho rhetenor türü kelebeklerdir. Çok uzak mesafeden dahi seçilebilen göz alıcı mavi renkleri, bilim adamlarını bu canlılar üzerinde incelemeler yapmaya yöneltmiştir. 

Bilim adamları bu kelebeği detaylı olarak incelediklerinde bir yaratılış harikası olan mikro kristallerle karşılaşmışlardır. Bu kelebeklerin kanatlarındaki çok katmanlı tabakalar ve boşluklar, çok hassas bir düzenle dizilerek fotonik kristal bir yapı oluşturmuştur. Bu fotonik kristal yapıysa, ışığın diğer bütün dalga boylarını geçirip maviyi yansıtarak kelebeklerin kanatlarının parlak mavi renkte görünmesine neden olmaktadır. 

Yüce Allah, fotonik kristallerle metrenin milyarda biri küçüklüğündeki bir alanda mükemmel bir düzen yaratmıştır. Fotonik yapıları kullanan canlılardaki göz alıcı renk ve desenler, Yüce Allah’ın sonsuz ilminin ve sanatının örneklerinden biridir. 

Fotonik Yapıların Yanardönerlik Özelliği 

Renkleri pigmentler yerine fotonik yapılarla oluşan canlılar; ışığın karışık yansıması, kırılarak yayılması ve saçılması sonucu meydana gelen yapısal değişikliklerin sonucunda renklerini yansıtırlar. Normal renklerin aksine, fotonik yapılara sahip olan canlıların renkleri çok daha parlak ve yanardöner özelliklere sahiptir. 

Yanardönerlik özelliği, gözlemcinin görme pozisyonunu değiştirmesi veya rengi taşıyan canlının hareket etmesiyle rengin görünümünün değişmesidir. Bu yanardöner renge bir örnek olarak, su yüzeyine yayılan yağ tabakasındaki renklerin, farklı açılardan gözlendiğinde değişmesi verilebilir. En parlak ve en saf pigment renklerle bile elde edilemeyen bu yanardöner renkler oldukça dikkat çekicidir. Işık açısındaki veya gözlemcinin pozisyonundaki ufak bir değişim ile renklerde meydana gelen görkemli değişim, Allah’ın yaratma sanatındaki inceliklerinden bir tanesidir. 

Canlılardaki bu muhteşem sistem, 500 milyon yıl önce Kambriyen dönemini başlatan, canlılığın ani ve muazzam çeşitlenmesi olan Kambriyen patlamasından beri bulunmaktadır. Işte Yüce Allah’ın Sani (Sanatçı) isminin tecellisi olan kelebek kanatlarındaki, sinek kuşu, papağan ve ördek tüylerindeki, tavus kuşunun kuyruğundaki, herkül böceğindeki, güvelerdeki ve denizyıldızı türleri gibi bazı deniz canlılarındaki muhteşem yanardöner renklerin kaynağı onlarda bulunan fotonik yapılardır. Canlılar fotonik yapıları ilk yaratıldıkları zamandan yani milyonlarca yıl öncesinden beri taşırlar. 

Suda Yaşayan Canlılardaki Fotonik Yapılar 

Suda yaşayan canlılar üzerinde yapılan incelemeler, onlardaki kompleks yapıları da ortaya çıkarmıştır. Örneğin ışığa duyarlı bir denizyıldızı türü olan “Ophiocoma wendtii”, ışık toplayabilmek için kalsitten oluşan fotonik elemanlar kullanır. 

Aynı olağanüstü yapı, Polychaete adlı solucan türlerinin saç benzeri dikenlerinin nanoyapılarında görülmektedir. Bu canlılarda, her dikenin kesitinde bulunan, pencere kafesine benzeyen iki boyutlu altıgen şeklindeki boşluklar, doğal bir fotonik kristal oluşturur. Bu düzen, rengi, belirli yönlere kuvvetlice dağıtan kısmi fotonik etki meydana getirir. Bunun sonucunda, bu deniz canlısında da göz alıcı renkler meydana gelir. 

“Nano” kavramı, bir fiziksel büyüklüğün milyarda birini ifade eder. Örneğin nanometre, metrenin milyarda biri olup, bir nanometre yaklaşık 2-3 atomun yan yana dizilmesiyle elde edilen, insanın algı sınırlarının çok ötesinde bir uzunluktur. Doğadaki fotonik kristallerin muazzam dizilimi, nanometre boyutundaki olağanüstü bir düzeni ifade etmektedir. 

Renkler, Rabbimiz’in Sanatıdır 

Bütün bu detaylar elbetteki apaçık bir yaratılışın delilleridir. Örneğin kelebek oldukça küçük boyutta bir böcek türüdür. Kanadındaki göz alıcı yanardöner renkleri, fotonik kristalleri, ışık oyunlarını, muhteşem desenleri meydana getirecek estetik görüşe ve teknik bilgiye, bu bilgi ve birikimi değerlendirecek bir akla ve şuura sahip değildir. Fotonik yapılara sahip canlılardaki bu muhteşem özelliğin kör tesadüflerin bir sonucu olduğunu iddia etmek akıl ve mantık dışı olacaktır. Akıl sahibi her insanın kabul edeceği gibi, doğadaki canlıların bedenlerinde üstün bir ilim kullanılarak meydana getirilmiş sanat, alemlerin Yaratıcısı olan Yüce Allah’ın Sani (Sanatçı, nihayetsiz güzellikleri sanatının içinde yaratan) sıfatının tecellilerinden biridir. 

Fotonik Yapılar Kambriyen Döneminden Beri Vardır 

Bilim adamlarının ifade ettiğine göre, günümüzde fotonik kristalleri “nanolitografi” adı verilen yöntem yardımı ile yarı iletkenler kullanarak üretmek mümkündür. Işığın dalga boyunun onda biri inceliğinde (30-50 nm) olan bu yapılarda oluşturulan düzensizlikleri kullanarak ışığın çok küçük bir alana sıkıştırılabileceği belirtilmektedir. 1980’li yılların sonuna doğru keşfedilen bu fotonik kristaller, metal veya yalıtkan malzemelerde moleküllerin düzenli dizilimiyle şekillendirilen yapılardır. Oysa doğada fotonik yapılar, Kambriyen döneminden beri yani 500 milyon yıl önceden beri vardır. Bilim adamları canlıların milyonlarca yıldır kullandığı bu fotonik yapıları 20. yüzyılda teknolojide kullanmaya başladılar. Ancak doğaya bakınca gördüler ki kendilerinin henüz kullanmaya başladıkları fotonik yapıları kuşlar, böcekler, kelebekler, denizyıldızları zaten milyonlarca yıldan beri kullanıyorlar. Örneğin trilobitler, Kambriyen döneminde ortaya çıkan canlıların en önemlilerinden biridir. Bu canlılar, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşamış, Kambriyen döneminin en fazla iz bırakan canlılarıdır. Yaklaşık 530 milyon yıl önce yaşayan trilobitlerin dış kabuğu da kalsitten oluşmaktadır. Işığa duyarlı bir denizyıldızı türü olan “Ophiocoma wendtii” gibi, trilobitlerin kabuğunun özelliği de ışığı kalsitten oluşan fotonik yapıları kullanarak yansıtmasıdır. 

Bilim adamları fotonik yapıların milyonlarca yıldır trilobit gibi doğadaki yaratılış delili canlılar tarafından kullanıldığı ile ilgili olarak şöyle bir açıklamada bulunmuşlardır: 

“Bizim sentetik yapılar kullanarak ışık dalgalarını ustalıkla kullanmaya başlamamızdan milyonlarca yıl önce, biyolojik sistemler, zaten göz alıcı optik etkiler üretmek için nanometre ölçeklerindeki mimarileri kullanıyorlardı.” (Dr. Peter Vukusic ve Prof. J. Roy Sambles, Ince Tabaka Fotonikler, Fizik Okulu, Exeter Universitesi, Ingiltere) 

Hiçbir boya malzemesi olmadan asla solmayacak bir resim yapmanız istense bu mümkün olmaz. Fakat doğada yaratıldıkları ilk günden bu yana hiçbir pigmenti olmadan, hayranlık uyandırıcı muhteşem renklere sahip pek çok canlı vardır. 

Afrika çatalkuyruklu kelebeği, 30 milyon yıldan beri görenlerde hayranlık uyandıracak şekilde renk yayar. Bu kelebek türünde son derece detaylı bir ışık teknolojisi vardır. Kelebeğin kanadı yüz binlerce ufak puldan oluşur. Pulların içinde floresan pigmentleri vardır. Bu pigmentler, UV dalgaları emerler ve bunu mavi-yeşil renk olarak geri verirler. UV, görünür ışığın dışında olan bir dalga türüdür. Örneğin karanlık bir odada UV’ye maruz bırakılan bu kelebeklerin mavi-yeşil renkte ışıldadığı görülür. 

Kullanılacak Eğitim Yöntemi


Problem Çözümünde Kullanılan Öğretim Yöntemi

PROGRAMLI ÖĞRETİM (Skinner)

       Bireyin kendi kendine öğrenmesini esas alan ve içeriğin öğrenilebilecek küçük parçalara ayrılarak belirli bir sıra ve düzen içinde bireye sunulduğu ve öğrenildikçe yeni bir bilgi parçasına geçmenin esas olduğu bir öğretim yöntemidir. Bu yöntem günümüzde özellikle bilgisayar destekli öğretim ortamında farklı özellikleriyle uygulanmaktadır. Skinner'in geliştirdiği öğretme tekniğidir. Öğretimin bireyselleştirilmesi ve tam öğrenme ilkesi temel alınmıştır. Öğretimin bireylerin hızına göre düzenlenmesi esasına dayanır. Öğrencinin aktif katılımını gerektir. Böylece en az hata yapılarak öğrenme gerçekleştirilir. Küçük adımlar, etkin katılım, başarı, anında düzeltme, kademeli ilerleme, bireysel hız ilkeleri uygulanır.2 öğrenciler öğretmenin rehberliğinde işlenen konuyu inceler, açıklama yapar, gerektiğinde ipucu, dönüt, düzeltmeler yardımıyla doğruyu bulmaya çalışırlar

Hedeflerimiz





Hedeflerimiz..
  • ·         Renklerin tarihçesi
  • ·         Renklerin kavranması
  • ·         Renklerin birbirinden ayırt edilmesi
  • ·         Karışımlardan oluşacak renkler
  • ·         Gözün nasıl algıladğının anlaşılması .

Renkleri Nasıl Ayırt Ederiz?


2011-12-23, 08:28:38 Okunma: 337 0 yorum
  Biz doğduğumuz andan itibaren çevremizde renkli bir dünya görür, rengarenk bir ortamla muhatap oluruz. Oysa evrende tek bir renk dahi yoktur. Renkler beynimizin içinde oluşur. Dışarıda sadece farklı dalga boylarına sahip elektromanyetik dalgalar vardır. Gözümüze ulaşan, bu farklı dalga boylarındaki enerjidiri ve biz buna ışık deriz, ancak bu bizim bildiğimiz anlamda parlak, aydınlık bir ışık değildir, sadece bir enerjidir. Beynimiz, bu farklı dalga boylarına sahip enerjiyi yorumladığında biz bunları "renkler" olarak görürüz. Oysa ne denizler mavi, ne çimenler yeşil, ne toprak kahverengi, ne de meyveler renklidir. Onlar, sadece beynimizde öyle algıladığımız için öyledirler.
     Bu bilimsel gerçeğin daha iyi anlaşılması için renkleri nasıl gördüğümüzü kısaca inceleyelim.
    Güneşten gelen ışıklar bir cisme çarptıklarında, her cisim ışığı farklı dalga boyunda yansıtır. Bu farklı dalga boylarındaki ışık göze ulaşır. (Burada ışık olarak bahsedilenin, aslında elektromanyetik dalgalar ve fotonlar olduğunu, bizim tanıdığımız ışığın sadece beynimizde oluştuğunu unutmamak gerekir.) Rengin algılanması gözün retina tabakasındaki koni hücrelerinde başlar. Retinada, ışığın belli dalga boyuna tepki veren üç ana koni hücre grubu vardır. Bu hücre gruplarının birincisi kırmızı, ikincisi mavi, üçüncüsü ise yeşil ışığa hassastır. Bu üç farklı koni hücresinin farklı oranlarda uyarılmaları sonucunda milyonlarca farklı renk tonu ortaya çıkar. Ancak, ışığın koni hücrelerine ulaşması renklerin oluşması için yeterli değildir. Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden araştırmacı
     Jeremy Nathans, gözdeki hücrelerin renkleri oluşturmadığını şöyle belirtir:
"Bir koni hücresinin tek yapabildiği, ışığı yakalayıp yoğunluğu hakkında bilgi vermektir. Renk hakkında size hiçbir şey söylemez."
Koni hücreleri algıladıkları bu renk bilgilerini, sahip oldukları pigmentler sayesinde elektrik sinyallerine dönüştürürler. Bu hücrelere bağlı olan sinir hücreleri de elektrik sinyallerini beyindeki özel bir bölgeye iletirler. İşte hayatımız boyunca gördüğümüz rengarenk dünyamızın oluştuğu yer beyindeki bu özel bölgedir.
Dolayısıyla beynimizin dışında renkler yoktur, ışık da yoktur. Sadece elektromanyetik dalgalar veya parçacıklar şeklinde hareket eden bir enerji vardır. Hem renkler hem de ışık sadece bizim beynimizdedir. Yani biz bir gülü kırmızı olduğu için kırmızı renkte görmeyiz. Bizim bir gülü kırmızı görmemizin nedeni, retinamıza çarpan enerjinin, beynimiz tarafından kırmızı olarak yorumlanmasıdır.(alıntıdır)

Sevimli Renkler


Renk Karışımları



Boyama için renk karışımları...
TURKUAZ................mavi + yeşil + beyaz
MOR........................kırmızı + mavi
YEŞİL......................sarı + mavi
PEMBE....................kırmızı + beyaz
TEN RENGİ.............kahverengi + beyaz + çok kırmızı
BORDO...................kırmızı + siyah
TURUNCU...............sarı + kırmızı
YAVRU AĞZI...........sarı + siyah + beyaz
GRİ.........................siyah + beyaz
AÇIK YEŞİL.............turkuaz + siyah
AÇIK YEŞİL.............mavi + yeşil + siyah + beyaz
KÜF YEŞİLİ.............mavi + yeşil + az siyah + beyaz
KAHVERENGİ.........sarı + siyah + kırmızı
KAHVERENGİ.........turuncu + siyah
KAHVERENGİ.........turuncu + mor
KAHVERENGİ.........kırmızı + yeşil
TABA-KREMİT.........kırmızı + kahverengi
TABANIN TONU......kahve + kırmızı + sarı
LACİVERT...............kırmızı + çok mavi
ALTIN SARISI..........sarı + kahve
HAKİ YEŞİL.............kahve + yeşil
ZEYTİN YEŞİLİ........mavi + açıkyeşil
YAĞ YEŞİLİ.............sarı + az siyah
GÜL KURUSU.........mor + kırmızı
AÇIK BAKIR.............yaldız + kahve + kırmızı
FÜME......................lila + mor
LİLA.........................mavi + kırmızı + az beyaz

RENKLERİN HAYATIMIZDAKİ ETKİLERİ


Her rengin bir enerjisi olduğunu biliyor muydunuz? Renk terapisinin yüzlerce yıl önce Uzakdoğu''da uygulanmaya başlandığını söyleyen sağlıklı yaşam uzmanı Işık Kırgız, doğru rengin pek çok hastalığı iyileştirici etkisi olduğu görüşünde.

Göğüs kanseri teşhisi konan ünlü pop yıldızı Kylie Minogue ameliyat için yattığı hastanedeki odasını pembeye boyattı ve baştan sona pembe objelerle süsledi. İlk çocuğuna hamile olan Britney Spears da son klibinde pembeler içinde çıktı seyircinin karşısına. Öyle ki Hummer cipinin koltuk döşemeleri bile pembeydi. Her iki yıldızın da pembeyi tercih etmesinin altında bu rengin taşıdığı enerji yatıyor.

Duygunun ve saf sevginin rengi olan, hayallerin ve korunma duygusunun pekişmesini sağlayan pembenin aynı zamanda ağrıları hafifletme gibi bir özelliği de bulunuyor. Renk terapisi; renklerin bedenle dengesini, enerjisini kurarak zihinsel, fiziksel, ruhsal ve duygusal anlamda rahatlama sağlıyor. Bu terapinin geçmişi çok eskilere dayanıyor.

Tibet''te, Uzakdoğu''da yüzlerce yıl önce uygulanmaya başlanan terapi, zamanla daha bilimsel bir potaya taşınmış ve renk dalga boylarının insan bedeni üzerinde ciddi etkilere sahip olduğu ortaya çıkmış. İnsanların günlük hayatlarında giydiği, kullandığı renklerin ruh hallerini ortaya koyduğu, yaşam stillerini anlattığı belirlenmiş.

TURUNCU NEŞE KAYNAĞI

Sağlıklı yaşam uzmanı Işık Kırgız, renklerden yararlanmak için onların anlamını ve hayattaki yerini bilmek gerektiğini söylüyor: "Renklere sadece hayatımızdaki tonlar olarak değil, bize verdiği enerji olarak bakmalıyız. Her rengin anlamı var. Çünkü hepsi farklı dalga boylarına sahip. Farklı dalga boylarına sahip oldukları için de farklı enerji taşıyorlar. Örneğin, bütün renklerin kaynağı olan beyaz, hayata dair olguların açılımıdır."

Birtakım problemler yaşayan veya yorganın altından çıkmak istemeyenlerin mutlaka turuncu ya da kırmızı giymeleri gerektiğini söyleyen Kırgız, bu renklerin taşıdıkları enerjiyi bu sayede bize de yükleyeceklerini anlatıyor. Depresif, gergin, kızgın durumlarda ise kırmızı ve turuncunun kesinlikle kullanılmaması gerekiyor.

Renkler sağlıkta ve bedeni arıtıp, temizlemek için de aktif rol oynuyor. Mesela yüksek tansiyon ya da yüksek ateşte mavi kullanıldığı takdirde tansiyon ve ateşte düşme gözleniyor. Aynı zamanda aşırı kanamalarda da mavi kanamayı azaltıyor. Düşük tansiyonda, dolaşım bozukluğunda, eklem ağrılarında, kilo probleminde kırmızı; bağırsak tembelliğinde sarı kullanmak ya da düşünmek yardımcı oluyor.

Pembe ise rahatlatıcı bir renk olduğu için ağrıları hafifletiyor. Renklerin enerjisinden yararlanmak için ille de o renkte bir kıyafet giymeniz gerekmiyor. Kırgız''a göre bir taş, obje ya da sadece düşünerek o rengin enerjisini alabiliyorsunuz.

KİLO VERDİRİYOR

Işık Kırgız''ın uyguladığı ''biyofoton'' tedavi filtreleri de renklerden yararlanarak sorunlardan kurtulmayı vaad ediyor. Mekanizma olarak doğal ışık ve vücudun kendi enerjisini kullanan biyofotonlar çeşitli renk dalgalarından oluşuyor. Vücuda yapıştırılarak kullanılan biyofotonlar, kırışıklıkların, lekelerin, selülitin, vücuttaki ciddi ağrıların yok olmasını sağlıyor. Migreni olanlar, migren noktalarına yapıştırıyorlar. Biyofotonlardaki renk dalgaları damarları yavaş yavaş gevşetiyor ve vücut rahatlıyor. Böylelikle örneğin migren ağrısı da bir süre sonra yok oluyor. Biyofotonlar sigarayı bırakmada da yüzde 90 başarı sağlıyor.

Avrupalılar, aynı zamanda anti-stres özelliği bulunan biyofotonları çantalarında taşıyor ve stresli anlarında çıkartıp stres noktalarına yapıştırıyor. Renklerin enerjisinden yararlananlar ve bulundukları durum içinde hangi rengi kullanmaları gerektiğini bilenler çok daha kolay bir yaşam sürüyorlar. Sağlıklı yaşam uzmanı Işık Kırgız, bu uygulamanın kesinlikle tıbbi tedavinin yerini tutamayacağını; sadece destekleyici terapi olduğunu da ekliyor.

Doğadaki tüm renk dalgalarının bir enerjisi var. Renklerden alınan bu enerjilerin de kişinin psikolojisini etkilediği varsayılıyor.

TURUNCU Neşe verici bir renk. Dışa dönüklük, canlılık ve heyecan, cinsellik duygularını harekete geçirir.

MAVİ Sezgilerin rengi. İç dinginliği, sevgi, huzur, sakinlik ve barış duygularını pekiştirir.

KIRMIZI Canlandırıcı etkisi var. Motivasyonu, enerji, coşku ve yaşama sevincini, sıcaklık ve aşk duygularını, kan basıncını ve vücut ısısını harekete geçirir.

YEŞİL Güvenin rengi. Paylaşma, cömertlik, huzur, istikrar, sakinlik, zihinsel ve duygusal benlikte etkin.

KAHVERENGİ Ağırbaşlılık, önderlik rengi. Eğitim, öğretim, kültür, sanat, emin olma ve sağlamlık duygularını pekiştirir.

LACİVERT Uyum ve başarı rengi. Sakin ve dingin olma duygularını pekiştirir.

PEMBE Duygunun ve saf sevginin rengi. Hayallerin, korunma duygusunun pekişmesinde etkin.

MOR Ruhsal dünyanın rengi. Asilliği, dengeyi, kendine güveni, sakinleştirici ve dinlendirici duyguları pekiştirir.

SARI Akıl ve zeka rengi. Umut, ilham ve yöneticilik duygularını pekiştirir.

SİYAH Güç ve bireysellik rengi. Tutku, hırs, inat ve muhalefet duygularında etkin.

Evde siyahtan kaçın

Renkler doğru kullanıldıklarında hayatımızı olumlu yönde etkiliyor. Işık Kırgız bir renge uzun süre bağlı kalınmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. Örneğin sürekli mavi kullanıldığında kendinizi tembelleşmiş, durgun hissetmeye başlayacağınızı, sürekli kırmızı kullanmanın da agresif bir ruh haline sahip olmanıza sebep olacağını söylüyor. Ama bu çok sevdiğiniz bir renkten uzun süre mahrum kalacağınız anlamına gelmiyor. Örneğin, maviyi çok seviyorsanız bunu turuncuyla dengeleyebilirsiniz. Mavi tonlarındaki kıyafetinizle birlikte turuncu aksesuar kullanmak gibi...

Kırgız, yatak odasının da baştan sona siyah ve kırmızı renklerle dekore edilmemesi gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor. Çünkü bu renkler bir süre sonra ruh dengenizi bozuyor ve depresif bir ruh haline sahip olmanıza neden oluyor.

HUZUR PASTEL TONLARDA
Kırgız, siyah ve kırmızıyı sevenlerin bu renkleri biblo, abajur, tablo gibi objelerde kullanmalarının daha doğru olacağını söylüyor. Evlerin duvarlarında, mobilyalarda ya da genel dekorasyonunda tercih edilmesi gereken renklerin başında ise daha çok dinginliği ve huzuru hatırlatan lila, mavi, yeşil ve pembe geliyor.